The Odyssey - Nolan'ın Kamerasından

admin

Admin
Admin
Moderatör
Kayıtlı kullanıcı
Nolan'ın Kamerasından Kozmik Bir Karantina: "Odyssey" ve Kronik Bir Hasta Olarak Modern İnsan
the-odyssey.jpg
Sinema salonlarının karanlığında, Christopher Nolan’ın kamerasından devasa dalgaların ve zamanın büküldüğü o uçsuz bucaksız denizin ortasında kaybolmuş bir adamı izlerken, perdede yansıyanın yalnızca antik bir destan olmadığını derinden hissediyorsunuz. Zamanın, hafızanın ve mekânın sınırlarını zorlamayı seven Nolan, geçtiğimiz günlerde vizyona giren yeni başyapıtı Odyssey (2026) ile kamerasını Homeros'un efsanevi kahramanına çevirirken, aslında hepimizin mustarip olduğu o evrensel "hastalığa" —varoluşsal çaresizliğimize ve bitmek bilmeyen hayatta kalma savaşımıza— ayna tutuyor. Tarihçi Mustafa B. Bozkurt, Lex Historiae adlı kanalındaki ufuk açıcı incelemesinde bu filmin vizyona girişini müjdelerken, haklı bir beklentiyle uyarlamanın felsefi bir derinlik taşımasını umut ediyordu. Felsefeyi merkeze alan ve aynı zamanda sistemin çarkları arasında her an bedeniyle sınanabilecek potansiyel bir "hasta adayı" olarak bu filmi izlediğimde gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; Nolan'ın eseri salt bir mitolojik macera değil, kronik bir hastanın amansız şifa arayışının, bedeni ve bürokratik otoritelerle bitmek bilmeyen boğuşmasının muazzam bir alegorisidir.

Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer, Aydınlanmanın Diyalektiği adlı başyapıtlarında Odysseus’u, doğayı kendi aklı ve rasyonalitesiyle tahakküm altına almaya çalışan modern burjuva bireyinin ilk prototipi olarak tanımlarlar. Antik Yunan'da kahramanlık genellikle kaba kuvvet ve ölümüne savaşmak (Bia) ile ölçülürken, Odysseus bu paradigmayı yıkan adamdır. Bozkurt'un da isabetle vurguladığı üzere, kaba kuvvetin on yılda çözemediği düğümü, Odysseus ince zekası ve kurnazlığıyla (Metis) çözer. Kahramanlık artık savaş alanında ölmek değil, ne pahasına olursa olsun hayatta kalma sanatıdır. Bir hastanın perspektifinden baktığımızda, "Metis" tam olarak modern tıp labirentine düşmüş bilinçli bir bireyin stratejisidir. Sistem (yani filmdeki Tanrılar) sizden edilgen olmanızı, bedeninizi onlara sorgusuz sualsiz teslim etmenizi ve kaderinize boyun eğmenizi bekler. Ancak hasta, tıpkı Poseidon'un amansız fırtınalarına karşı yelken açan yaralı bir denizci gibi; sigorta şirketlerinin dayatmaları, karmaşık tahlil raporları ve bürokratik hastane koridorları arasında hayatta kalabilmek için zekasını kullanmak zorundadır.

Filmde Kyklop (Tepegöz) mağarasında kapana kısılan Odysseus'un hayatta kalma mücadelesi, hiyerarşi karşısındaki ezilmişliğimizin görsel bir şölenidir. Devasa ve akılsız bir güce karşı kaba kuvvetle savaşmak imkansızdır; Odysseus kendisine "Hiç Kimse" (Outis) diyerek devin körlüğünden faydalanır ve hayatta kalır. Bozkurt'un analizinde, bu temanın salt Yunan'a ait olmadığını, kültürel kodlarımızda yer alan Dede Korkut hikayelerindeki Basat ve Tepegöz anlatısıyla nasıl birebir örtüştüğünü de öğreniyoruz. Kimliğimizi yitirir, "hiç kimse"ye dönüşür ve ancak sistemin kör noktalarından sızarak hayatta kalırız. Nolan, devin gözünün kör edildiği o anı o kadar klostrofobik bir karanlıkla çekmiş ki, kendinizi devasa bir MR cihazının içinde, sağlığınızla ilgili o kritik ve acımasız raporu beklerken buluyorsunuz.

Nolan'ın kurgusunda zaman algısının en çok kırıldığı ve felsefi ağırlığın zirveye ulaştığı yer şüphesiz Kalypso'nun adasıdır. Kalypso, kahramanımıza ölümsüzlük, acısız ve dertsiz bir yaşam teklif eder. Modern çağın "palyatif bakım" ünitelerinin veya insanı uyuşturan devasa psikofarmakolojik ilaç endüstrisinin mitolojik bir yansımasıdır bu ada. Orada acı yoktur, yaşlanmak yoktur; ama aynı zamanda gerçek bir "yaşam" da yoktur, otonomi elden gitmiştir. Çağdaş düşünür Byung-Chul Han, Palyatif Toplum adlı eserinde modern insanın acı çekmekten ne kadar korktuğunu ve sistemin uyuşturucu vaatlerine nasıl kolayca teslim olduğunu anlatır. Fakat Odysseus bu konforlu uyuşukluğu reddeder. O, acı çekmeyi, yaşlanmayı ve hastalanmayı göze alarak İthaka'ya, yani köklerine dönmeyi seçer. Bozkurt'un anlattığı o "Nostos" (sıla hasreti, eve dönüş acısı) kavramı, aslında insanın kendi otantik varoluşuna dönme sancısıdır. Hastalanan insan da en çok eski "sağlıklı" benliğini, kendi normalini özler. Nolan, Odysseus'un deniz kıyısında ufka bakarak ağladığı o sahnede, kronik bir hastanın hastane penceresinden dışarıdaki kayıp hayatına bakışındaki o derin melankoliyi ve ontolojik yası kusursuzca yakalamış. Adadaki yedi yıl, bir hastanın zihninde zamanın asılı kalması gibi, Nolan'vari bir zaman bükülmesiyle izleyiciye aktarılmış.

Yolculuğun ilerleyen safhalarında karşılaşılan Sirenler ise, Nolan'ın kamerasında salt mitolojik kuş-kadınlar değil; modern çağın bilgi bombardımanını, hastayı sahte umutlarla veya korkunç istatistiklerle zehirleyen "big data" (büyük veri) anksiyetesini temsil edecek bir ses tasarımıyla (Hans Zimmer'ın kulak tırmalayan ve kalbi sıkıştıran ritimleriyle) verilmiş. Odysseus'un kendini gemi direğine bağlatarak Sirenlerin sesini dinlemesi, Adorno'ya göre burjuva öznenin doğanın kaotik cazibesine karşı kendini akıl bağlarıyla dizginlemesidir. Hasta perspektifiyle bu eylem; internetteki bilgi kirliliğine, forumlardaki felaket senaryolarına ve sahte şifa tüccarlarına karşı hastanın kendi zihnini (direği) rasyonel bilime bağlayarak o korkunç siren seslerinden (kanser, ölüm, çaresizlik fısıltılarından) kendini koruma çabasıdır.

Ancak Nolan, filmin sonunda izleyiciye ucuz bir kathartik rahatlama vermez. Odysseus İthaka'ya, evine döndüğünde dahi o beklenen mutlak huzur gelmez. Yuvasına, o zeytin ağacından oyma yatağına kavuşmuştur ama kehanetler ona yeni bir yolculuğu, küreği omuzunda denizi hiç bilmeyen bir halkı bulana kadar yürüyeceği o son sürgünü fısıldar. İşte bu nokta, felsefi olarak en can alıcı kısımdır. Tıpkı modern tıpta olduğu gibi, tam ve mutlak bir "iyileşme", nihai bir "şifa" aslında bir illüzyondur. İthaka'ya varış (taburcu olmak), kalıcı bir zafer değil, sadece hastalığın ve yaşam mücadelesinin geçici bir remisyon (belirtilerin hafiflemesi) evresidir. Christopher Nolan, Odyssey filmiyle sadece mitolojik bir kahramanın görsel şölenini sunmakla kalmıyor; hepimizin bu devasa, soğuk ve fırtınalı biyopolitik evrende, kırılgan bedenlerimizle hastalık okyanusunu aşmaya çalışan, zekamızdan (Metis) başka tutunacak dalı olmayan çaresiz "hastalar" olduğumuzu yüzümüze çarpıyor. Bizler de sinema salonundan çıkıp gerçekliğin sert rüzgarıyla yüzleştiğimizde, kendi İthaka'mızı arayan, her bürokratik engelde kılık değiştirmek zorunda kalan birer "Hiç Kimse" olmaya devam edeceğiz.​
odyssey-scaled.jpg
Odyssey.png



Kaynakça
  • Bozkurt, Mustafa B. [Lex Historiae] (2026). "Odysseus Neden Hâlâ Hepimizi Anlatıyor?" YouTube Video İncelemesi. Homeros anlatısının yapısal, sosyolojik ve felsefi kökenlerine dair detaylı tarihsel analiz.
  • Horkheimer, M. & Adorno, T. W. (2014). Aydınlanmanın Diyalektiği. Kabalcı Yayıncılık. (Odysseus'un modern burjuva rasyonalitesinin ve hayatta kalma aklının [Metis] ilk örneği olarak felsefi temellendirmesi).
  • Han, Byung-Chul (2021). Palyatif Toplum: Günümüzde Acı. Metis Yayıncılık. (Kalypso adasındaki acısız ve konforlu ancak yaşamsal otonomiden yoksun durumun günümüzdeki karşılığı).
  • Foucault, Michel (2015). Biyopolitikanın Doğuşu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. (Sistemin/Tanrıların beden üzerindeki tahakkümü ve hastanın otonomi kaybı üzerine referans).
 
Geri
Üst